Türkçe Yazılar

Hangi Milliyetçilik?

Bugünlerde Türkiye'de “milliyetçilik” tartışılıyor. Oysa bence bu kavram iki farklı anlama geldiği için problemli: Bir, Türkiye'yi ve Türkiye vatandaşlarının tümünü sevmek anlamında milliyetçilik var ki, bence bunda hiç bir sorun yok. Ama bir de etnik bir grup olarak “Türkler”in tarafını tutmak ve Türkiye içindeki diğer etnik kökenlerden gelen vatandaşlara (örneğin Kürtlere, Ermenilere, Rumlara, Araplara vs.) karşı inkarcı, küçümseyici ve düşmanca davranmak anlamına gelen milliyetçilik var. Bu ikincisi-ki buna “ırkçılık” veya daha da doğru bir ifadeyle “etnik milliyetçilik” demek gerek-Türkiye için büyük bir tehlike. (Tabii bir de Kürt etnik milliyetçiliği var ki, o da ayrı bir facia.) İşin korkutucu boyutu, etnik milliyetçiliğin Türkiye'de resmi milliyetçilikten belirgin bir şekilde ayrılmamış oluşu. Tabii “Türkiye'de” derken, son 100 yılın Türkiyesi'nden söz ediyoruz. Ondan önce, yani Osmanlı İmparatorluğu'nda etnik milliyetçilik yoktu. Bu hastalıklı ideoloji, Avrupa'da doğup gelişti ve bize de oradan bulaştı. Türkiye'nin kimi Jakoben “Batılılaştırıcı”larının aynı zamanda koyu bir etnik milliyetçilik yapması, bu yüzden hiç sürpriz değil. (Bu “Batılılaştırıcı”ların, İslam'ın yerine konacak alternatif bir dünya görüşüne ihtiyaçları vardı ve onu etnik milliyetçilikte buldular.) Star gazetesi yazarı (ve Atilla Yayla ile birlikte Liberal Düşünce Topluluğu yöneticisi) olan Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, bugünkü yazısında bu konuda önemli bazı bilgilere yer vermiş. Kayda değer:
Milliyetçiliği Türkiye'de ilk defa İttihatçılar resmî ideoloji haline getirdiler, Cumhuriyet de bunu daha sistemli olarak sürdürdü. Başvekil İnönü 1925'te şöyle diyordu: ‘(V)azifemiz bu vatan içinde bulunanları behemehal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.' M. Esat Bozkurt da açık sözlülükte ondan geri kalmıyordu: ‘(D)ost da düşman da bilsin ki, bu memleketin efendisi Türk'tür. Özü Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır.' 1928-1946 yılları arası resmî tarih ve yurt bilgisi ders kitaplarını inclediği Kemalist İdeolojide Eğitim: Erken Cumhuriyet Dönemi Tarih ve Yurt Bilgisi Ders Kitapları Üzerine Bir İnceleme (Ankara: Turhan Kitabevi, 2005) adlı çalışmasında İsmet Parlak'ın ulaştığı sonuçlardan biri şudur: ‘Bu üç ilke (milliyetçilik, laiklik ve devletçilik-M.E.) ders kitaplarında en çok dile getirilen ve açıklanan ilkeler olmakla birlikte, gerek milliyetçilik, gerek Türkçülük ve gerekse genel olarak milliyetçi temaların tüm erken cumhuriyet döneminde ve özellikle İnönü döneminde ağırlıklıl olarak işlenmiş olması, erken cumhuriyet dönemindeki (...) ideolojik söylemin milliyetçi bir temelde kurulduğu'nu göstermektedir (s. 468) Tek parti dönemi ders kitapları Türklüğü dünyada eşi benzeri olamayan başarıların ilk ve tek sahibi ve insanoğlunun o zamana kadar yaratmış olduğu hemen hemen bütün uygarlıkların müellifi olarak gösterecek kadar aklın sınırlarını zorluyordu. Bu kitaplar çocuklara ‘en asil ve yüksek insan tipini kendi ırkının temsil ettiğini, asırların yürüyüşünce beşeriyetin karanlık göklerinde müselsel medeniyet ufuklarının kendi ırkının zekâ ve kabiliyet ellerile açıldığını' ve ‘dünyanın insan izi taşıyan her parçasında kendi ırkının zamanla silinmemiş ve silinmeyecek hakimiyet ve hars damgası basılı olduğunu' (s. 183) aşılıyorlardı. Onun için, milliyetçiliğin bugünün Türkiye'sinde sadece bir-iki partinin ideolojisi olmadığına da şaşırmamak gerekir. Bütün partiler ve hepsinden önce de devletin kendisi baştan beri milliyetçidir. Bu arada, anayasasıyla kendisini ‘milliyetçi' olarak tanımlayan ‘medenî dünya'daki tek devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu bir kere daha hatırlatmak isterim.
All for Joomla All for Webmasters