Türkçe Yazılar

İsrail'e Karşı Ne Yapmalı?

İsrail'in savaş makinesini döndüren ideolojik bir söylem var[5 Ağustos 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı] İsrail ordusu Lübnan'a haksızca ve insafsızca saldırıyor. "Hizbullah'ı zayıflatmak" adına bine yakın masum insan öldürüldü. Bunların iki yüzden fazlası çocuk. İsrail Başbakanı Ehud Olmert dil ucuyla "siviller için üzgünüz" diyor, ama daha bir çok sivili öldüreceği besbelli olan saldırılara devam emri veriyor. Dünyanın tek süper gücü olan ABD ise, BM ve AB'nin aksine, İsrail'e pervasızca arka çıkıyor. Evet, durum bu. Tüm kalbimizle kınamalı ve tepki göstermeliyiz. Ancak bunu yaparken bir taraftan da düşünmeliyiz: İsrail militarizmini önlemek için ne yapmak gerek? Savaş Makinesinin İdeolojisi Ne yapmak gerektiğini görmek için, önce İsrail'in savaş makinasının arkaplanında çalışan ideolojik yapıyı çözümlemek gerek. Bu yapı, kabaca "İsrail sağı ve onun ABD'deki müttefikleri" diye tanımlanabilir. Bu müttefikleri ise; ABD'deki etkili İsrail lobisi, bu lobiyle gayet içli-dışlı olan neo-con entellektüel ve siyasetçiler, ve "Hıristiyan Siyonist" olarak da bilinen bir kısım Evanjelik Hıristiyanlar olarak özetlemek mümkün. Bu ideolojik çevrenin belirli dergileri, gazeteleri, internet siteleri var. Son yıllarda bunların odak noktası "radikal İslam" ve bu konuda özetle şöyle bir söylem hakim:
"Geçmişte Nazizm veya komünizmle savaştık, şimdi bir başka totaliter ideoloji olan radikal İslam'la yüzyüzeyiz. Bu ideolojinin inananlarını caydırmak veya ılımlılaştırmak da mümkün değil; tüm dünyayı İslami devlet sistemi altına alıp bize de 'zımmi' olarak boyun eğdirene kadar savaşmak niyetindeler. İsrail'in de radikal İslamcılarla barış yapması imkansız, çünkü onlar İsrail'i yok etme hedefine dini bir görev olarak inanıyorlar ve bundan asla vazgeçmeyecekler. Onlara geri verdiğimiz her toprağı, İsrail'e daha iyi saldırmak için bir tramplen olarak kullanacaklar. Zaten Arap dünyasında koyu bir Yahudi düşmanlığı yerleşmiş durumda. Tek çözüm, radikal İslamcıları sert şekilde ezmek."
İşi daha da ileri götürüp, "radikal İslam aslında İslam'ın doğal sonucudur, bizzat kendisidir" diyenler de var. Daha "ehven" duran çoğunluk ise, en azından İslam dini ile siyasal İslamcılık arasında bir ayrım yapıyor. Ancak üstteki analiz temelinden yanlış; çünkü radikal İslamcı ideolojinin kökeninde, Batı'ya, onun Ortadoğu politikalarına ve İsrail'in haksız işgaline yönelik tepkinin de yattığını ıskalıyor. Ortadoğu'nun ve İslam medeniyetinin tarihinden, sosyolojisinden bihaber bir şekilde, İslamcı ideolojinin "kök sebeplerini" göz ardı edip, sadece mevcut tabloya ve bazı dini metinlere bakıp buradan tehdit değerlendirmesi yapıyor. (Ne ilginçtir ki, bu zihniyetin çarpıcı bir benzerini, Türkiye'deki bazı ultra-laiklerde de görmek mümkün. "Müslümanlara demokrasi ve özgürlük veremeyiz, yoksa başa gelip bizi keserler" diye işleyen, bazı Müslümanların radikal eğilimlerinin aslında demokrasi ve özgürlük yokluğundan beslendiğini anlamayan sığ "Jakoben Beyaz Türk" mantığı ile, İsrail sağının İslam algısı hayli örtüşüyor. Zaten araları da gayet iyi.) İşte Lübnan'a yağan İsrail bombalarının adındaki "kafa" bu... Farklılıkları Görmek Bu "kafa" karşısında pek çok Müslüman, "bize ne, ne düşünürlerse düşünsünler, canları cehenneme" diyebilir. Ama bu büyük bir hata olur, çünkü "meydanı" söz konusu şahinlere terk etmek anlamına gelir. Oysa Batı dünyası, ve hatta İsrail'in kendisi, bu şahinlerden ibaret değil. ABD'de İsrail militarizmine karşı giderek büyüyen bir tepki var. Amerikalı Hıristiyanların çoğunluğu İncil'in "ne mutlu barışı sağlayanlara" hükmünün arkasında duruyor. Türkiye'de dillere çok sakız olan Evanjelikler bile tek parça değil; Evanjelik liderlerin en ünlülerinden biri olan Jim Wallis'in Irak işgalini "haksız savaş" olarak tanımlayıp yerden yere vuran, İsrail işgalini kınayan "God's Politics" adlı kitabı geçen yıl "New York Times bestseller" listesinde haftalarca kaldı. Neo-conlar içinde dahi farklı tonlar mevcut. İsrail'in kendi içinde ve hele de Yahudi dünyasının genelinde ise İsrail militarizmine karşı çıkan pek çok entellektüel, din adamı ve sıradan insan var. İşte, Müslümanların, Batı'nın ve İsrail'in sözkonusu ılımlı kesimleriyle diyaloğu geliştirerek şahinleri marjinalize etmeye çalışmaları gerek. Bunu başarmak, İslam hakkındaki küresel tartışmanın nesnesi değil de öznesi olmak içinse, sembolik "tatlı konuşmalar" değil gerçekçi argümanlar lazım. Ezber Bozmak En çok gereken şey, İsrail'in savaş makinasının dişlilerini çeviren ezberleri bozmak. (AKP'nin "siyasal İslam" konusunda Türkiye içinde ezber bozdurmuş olması gibi.) "Müslümanlar İsrail'i yok edene kadar savaşmaya kararlılar" düşüncesi, bunların başında geliyor. Oysa Müslümanlar açısından karşı çıkılması gereken şey, İsrail'in var olma hakkı değil, işgali. Aksini gerektiren bir "teolojik sebep" yok ve dahası, İsmet Berkan'ın da isabetle belirttiği gibi, "'İsrail yok edilsin' demek, savaş devam etsin demek ve bu da daha fazla ölüm ve yıkım anlamına geliyor." Aslında Hamas'ın Gazze'deki lideri İsmail Haniye de yakın zaman önce bu gerçeği görmüş ve İsrail tanıma noktasına gelmişti; ancak örgütün Suriye merkezli radikal kanadı devreye girdi ve ünlü asker kaçırma olayıyla İsrail'i provoke etti. Gazze'deki trajedi, böyle patlak verdi. İran destekli Hizbullah, ikinci bir asker kaçırma olayıyla Olmert hükümetine bu kez Lübnan'ı vurmak için bahane sundu. Olayların bu ilginç gelişimi, "İsrail'i yok etme" hedefinin sponsoru olan İran-Suriye ittifakının, hele de mangalda kül bırakmayan İran Cumhurbaşkanı'nın, aslında Filistin ve Lübnan halklarına zarar verdiğini gösteriyor. "İsrail yok olmalı" söylemine kendi otoriter rejimleri açısından ihtiyaç duyan söz konusu Tahran-Şam eksenine itibar etmemeli ve Batı dünyası tarafından da kabul edilecek makul bir barışı savunmalıyız. Bunu yapmadığımız; aksine "Müslüman düşmanlığı"na karşı "Yahudi düşmanlığı" yaptığımız; örneğin "İslamcı terör Kur'an'dan kaynaklanıyor" diyenlere karşı aynı yüzeysellikle "hayır asıl sizinki Tevrat'tan kaynaklanıyor" diye cevap verdiğimiz; tarihin en korkunç kıyımlarından biri olan Yahudi soykırımına dudak büktüğümüz, hatta "Hitler haklıymış" gibi korkunç ve çirkin laflar ettiğimiz zaman zarar veriyoruz aslında İslam'a da, Ortadoğu'nun Müslüman halklarına da. Müslümanların öfkeye değil akla, intikama değil barışa ihtiyacı var...
All for Joomla All for Webmasters